10 Mart 2015 Salı

imkanlar denizi

ertesi gün ne yapacağını bilmemek. böyle bir hal var. zamanı saatlere, günlere, haftalara, dönemlere... sürekli sürekli "parça"lara bölmeye alışmış, buna koşullanmış, hatta neredeyse zorla bunu öğrenmiş zihin için ne büyük şaşkınlık!...

kendi tecrübelerim içinde bu hale en çok benzeyen dönem, uzun çocukluk yazları... başı ve sonu arasındaki mesafe yeterince uzun olduğu için ilk günden parmak hesabı yapmadan yaşamı akışına bıraktığımız. ve yine o genişlik nedeniyle, belli başlı olaylar dışında (ülkenin öbür ucundaki köye gitmek, akrabaların bazılarının evimize gelmesi, her gün denize girebileceğimiz anneanne kentine kavuşmak) ne yapacağımızı hiç mi hiç bilmediğimiz.

bu özgürlük ve ferahlık duygusuyla öyle erken vedalaşmak zorunda kalıyoruz ki; o varlığından bile şüphe eder hale geldiğimiz imkanlar denizine düşüverince paniğe kapılıyoruz: "nefes alamıyorum". oysa iyice küçülüp kurumaya yüz tutsalar da yüzgeçlerimiz var. hep vardı. varlığını unuttuğumuz başka organlar,  hiç yok sandığımız tuhaf uzuvlar, konuşmayanları işitebilmek gibi becerilerimiz de var mı? 

belediyenin budadığı ağaçlar... 
baharda kalın, kabuklu, dalsız, budaksız, uzun kütüklerin tepesinde beliren minicik filizler...  
o minicik filizler uzayıp dal olmaya çabalıyor. yapraklar çıkıyor incecik sapların üzerinde. yıllarca sessizce büyümüş, kökleri metrelerce derine inen gövdelere yakışacak kocaman, yeşil, taptaze yapraklar... ağaçlar o sırada ve belki hep, ne olduklarını hatırlıyor. ama ona benzemiyorlar artık.


4 yorum:

  1. keçeden balıkların yürekten kanatları oluyor bir de hani.. yapınca oluyor, görünce.. hani başları tül kelebekli balıklar.. kuyrukları boncuklu..
    dyg

    YanıtlaSil
  2. https://www.youtube.com/watch?v=LfQ9brffSuM

    d.

    YanıtlaSil
  3. e gelom gidom, yok :)

    d.

    YanıtlaSil
  4. eee ondan sonra nolmuş?:)
    d.

    YanıtlaSil